BİR BURUN HİKAYESİ DAHA

“İvan Yakovleviç, geceliğini çıkarıp ağır hareketlerle kıyafetini giydi ve iki soğan alarak sofraya oturdu. Elindeki soğanları masaya bıraktı. Bir eline bıçağı aldı, diğer eline karısı Osipovna’nın masaya fırlattığı ekmeği… Çok önemli bir vazifeyi yerine getiriyormuşçasına büyük bir ciddiyetle ekmeği ikiye böldü. İki parçaya ayrılan esmer hamurdan yapılmış ekmeğin sol parçasında ilginç bir cisim gözüne ilişti İvan Yakovleviç’in. Elindeki bıçağın ucuyla ekmeğin için kurcaladı.”

    İvan Yakoleviç’in gördüğü cisim burunmuş. Bu arada bir ton gel git yaşar. Mesleğinin berber olduğu göz önüne alınırsa bir cinayet vakası sonrası bu burnu kesip ekmeğin arasında saklamadığı kesin. Hem karısı Osipovna’dan bu derece korkan biri birinin burnunu kesemez herhalde. Hikayenin başlangıcında soğan ekmek yemek isterken karsının kendisine kahve yapmayacağını bilerekten soğan istemişti kahvaltı için. Berber Yakovleviç’in önemli bir özelliği de traş olmaya gelen müşterilerin burnunu tanımasıydı. Burnun memur Kovalev’e ait olduğunu bir çırpıda hatırladı. Ekmeğin arasına nasıl girmiş burun tüm mesele bu… Karısı Osipovna evde ekmek pişirirmiş. Bir şekilde Yakovleviç’in kaza sonucu kestiği burun ekmeğin hamuruna karışmış işte. Karısıyla bir ton tantanadan sonra kesik burnu alıp beze sararak cebine kor ve uygun bir yerde bırakamaya karar verir. Aksilik bu ya her rastladığı kişi Yakovleviç’e sabahın bu saatinde aceleyle nereye gideceğini soruyordu. İvan Yakovleviç’i iyice sıkıntı basar. Bir türlü kesik burundan kurtulamıyor. Nihayet sessiz bir yerde burnu düşürür gibi bırakır. Tam o anda bekçi cebinden bir şey düşürdüğünü söyler ve çaresiz bir şekilde burnu tekrar alır cebine sokar. Bu arada İvan Yakovleviç, kirli dağınık Rus memurlarını traş ederken kendi üstü başı paçavra ve her daim sakallı ve dağınık saçlıdır. (Acaba diyorum, Gogol bu öyküyü Türkiye’de yazmış olsaydı kaç meslek grubu ayaklanırdı? Berberler, fırıncılar, ev kadınları, bekçiler, polisler vs vs, her meslketn kimseler basın açıklamsı yapcek ve Gogol’un Türk aile yapısının yüksek ahlakı ve karakterini ciddiye almadığını hainane emeller taşıdığını vs vs açıklayacaklardı. Tanrı Gogol’u necip Türk milletinin gazabından kurtarmış.) Neyse ki Yakovleviç, sonunda burnu İsakiyevksi köprüsünden nehrin azgın sularına atıveriyor da bu beladan kurtuluyor. Bekçiden de b ir şekilde kurtuluyor. İşte tam bu andan sonra burun olayı karanlık bir sis perdesine bürünüyor. Memur Kovalev, bir sabah uyandığında burnunun yerinde olmadığını görüyor. Kovalev, 2 yıldır burada görevli Kafkaslardan gelme 9.sınıf bir memurdur. 9.derece memurluğunun yanı sıra eski binbaşılığıyla da övünürdü. ( İşte tam bir hain yazar emeli, Türkiye’de emekli bir binbaşının berberde traş olurken burnunu kaybettiğini yazan birini düşünün ki yüce Türk ordusunun itibarına gelebilecek envai yıpratma ve saldırılara dış güçler aracılığıyla zemin oluyordur. Yani kardeşim başka kimse kalmadı mı bir emekli binbaşının burnunu kurmaca metinde de olsa kesip nehre atıyorsun? Nevski caddesinin hemen üst tarafında Petersburg’un 3.sınıf bir bir mahallesinde oturan binbaşı da sahiden alaylık bir herifmiş… Burnunun eksikliğinin kaygısı emekli binbaşı Kovalev’in dünyasını altüst etmiştir. Neyseki burnu kanıyormuş gibi sürekli eli burnunda geziniyormuş da kimseler fark etmiyor. Nihayet şaşkın Kovalev, Kazanski kilisesinde tek başına huşu içinde Burun’u dua ederken buluyor. ( Sahiden bu öykü Türkiye’de yazılmış olsa bu defa bu bölümden sonra cami imamları ve tarikat liderleri fetva yayınlarlardı, içimizdeki ermeni diye… Bir de Cemil Çiek gibi bir hükümet sözcüsü olursa muhtemelen konu dallanır budaklanır iç hainlere gelirdi, Baykal’ı merak etmiyorum o zaten laiklik vurgusu yapacaktır burun’un dua olayından) Memur Kovalev’in burnuyla karşılaşma anı tam bir trajedi, çünkü Burun, 6.dereceden kurmay binbaşı elbisesi giymiş ve memur Kovalev’in zorunlu saygı duymasını sağlamıştır. Elbette Voznovski caddesinde portakal satan kadınların burunsuz gezmesi normaldir ama emekli bir binbaşının burunsuz gezmesi muhtemelen trajedya olacaktır. Beni de yakan bu sahne oldu. Bir an memur Kovalev’e üzüldüm acıdım içim cızz etti, ben bu 2.sınıf editör halimle bile burunsuz gezemem ki! Gazete ilanları, polis başvurusuyla nihayet Burun, Riga’ya kaçmak üzeryeken bulunur. Burunun sol tarafından çıkan sivilce bile yerli yerinde duruyormuş.

 Bu arada burun hikayesine birbin katılarak kısa zamanda bütün ülkeye yayılmış. Nevski caddesi tuhaf tuhaf kalabalıklara sahne oluyor, burnun alışveriş yaptığı Yunker mağazası dolup taşıyordu ziyaretçilerle. Yapay burun yapıp kelli felli albaylara bile izleten mi dersiniz, burnu tanrının bir hikmeti gibi gösteren papazlar mı dersiniz, burun hikayesini yazı dizisine çeviren gazeteler mi dersiniz,…Tabi Tavriçevski mahallesi sakinleri de burunun Nevski caddesinde değil kendi caddelerinde gezdiğini falan iddia ediyorlar ve kızılca kıyamet kopuyor… ( Baklava bizim mi Yunanlıalrın mı gibi bir tartışma işte) bu hikaye o kadar ileri gitti ki sosyete partilerinde konu kıtlığı çeken züppelerin tek gündemi oldu.

   7nisan sabahı Memur Kovalev uyandığında burnunu yerinde görüyor. Bundan sonra hikayenin nasıl sonuçlandığı bilinmiyor. Ve Kovalev, berber Yakoleviç’e traşa gitmektedir.

 

    Üniversitede sevgilime bu hikayeyi okumasını söyledim. Tabi çekinerek söyledim. Büyükçe bir burnum vardı bazen aynanın karşısına geçer şu berber İvan Yakoleviç olsa da az ucundan kırpsa diye söylenmiyor değildim. Sonra aklıma geldikçe pide gibi dümdüz bir burunsuz hal gülüyordum. Nihayet sevgilim okumuştu hikayeyi artık her sabah beni fakülte kapısında gördüğünde burnumu sorun ediyordu, acaba yanlışlıkla burun kıslatan bir berber falan yok mu diye alay ediyordu. Oysa ben hala neden binbaşıların albayların namuslu namussuz gazetelerimizin bu olaya alet edildiğini düşünüyordum. Bir öğrenci kesinlikle böyle yüksek ideallerle düşünmeliydi. Belediye otobüsüne her bindiğimizde okul dönüşü sevgilimin ne zaman burnumu sorun edeceğinin endişesiyle geçti birkaç yılım. Neyse ki artık burnumla alay eden bir sevgilim yok… zaten o kızla evlenseydim muhtemelen bayan Osipovna gibi biri olurdu.  Ben burnumun derdindeyken o kesik bir burunla aynı evde yaşayamayacağının hesabında…

                                                  10-06-2009

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !