HALK DÜŞMANLARI MI, İZLEYİCİ DÜŞMANLARI MI!

    Bryan Burrough’ın  Public Enemies  isimli kitabının aynı isimle Michael Mann yönetmenliğinde sinemaya uyarlanan film: ’Halk Düşmanları’

 

 

    Son zamanlarda nitelikli filme hasret kalmış izleyiciler olarak, gösterime girdiği ilk günden itibaren Amerika’da da iyi bir gişe yaptığını duyduk ve fragmanları da dönmeye başlayınca yüksek beklentilerimizi de yanımıza alarak gittik bir heyecanla…  Hani dedik ki;  kadro oldukça iyi,  Michael  Mann ise bir sinema duayeni ve  bize de gidip izlemek düşer…

 

    Film başlar, beni uyku basar;  film biter, ben uyanırım içimde taşıdığım bunca sanatâne sövgüyle...  Final bu kadar basit olmamalıydı; hoş efektler, müzik, senaryo, oyunculuk hepsi bu… Filme, yaşanmış bir olayın perdeye aktarılışı olarak bakacak olursak, iyi  filmdi diye nitelendirilebilir...  Ama böyle bir kadro, sağlam bir konu ve böyle bir yönetmen ile bu filmin sadece hoş ve boş olması hayal kırıklığına uğratmıştır beni...  

 

      Sahneler arasındaki kopukluklar, dağınık ve yüzeysel anlatım ve daha ilk yarıdaki sıkıcılıktan dolayı uyku haline geçerek yanınızdakinin omzuna doğru yönelmekten alıkoyamıyorsunuz kendinizi...  Hiç abartmıyorum aynen böyle oldu ben izlerken… Filmin başından sonuna değin konu, anlam ve bütünlük açısından kopukluklar vardı  ve bu durum filmde geçen bazı diyaloglardan yeni bir serüven, soygun olacak izlenimini verip beklemeye koyuyor sizi,  ama olsa da sevinsek diye hayalini kurduğumuz ünlü tren soygunu bir türlü gerçekleşmiyor...  Genelde böyle gişe filmlerini anlı şanlı bir soygun sahnesi kurtarır, filme de diyalog bazında konu edilmiş, ama olmuyor olmuyor olmuyor… Şu var ki; banka soygunları çok sıradan bir olaymış gibi gözükse de filme tutarlılık açısından iyi yansıtılmamış... O hâlde ne diye bu tren soygunu için birkaç konuşma ve plan yapılıyor, bir çok sahne çekiliyor diye düşünüyorsunuz…  Yap heyecan verici bir tren soygunu izleyelim değil mi?  Yine, filmde yaşanması muhtemel ve görmeyi sabırla beklediğiniz bir başka olayın yaşanmaması, filmdeki kopukluğa bir başka örnek olarak gösterilebilir; Dillinger’in sevgilisi, şiddet uygulanarak hırpalandığı sorgunun sonunda kendisine dayak atan polise dönerek şöyle der:  ‘Dillinger sevgilisine dayak attığını duysa sence ne yapar’ diyor ve polisi alıyor bir korku.  Bu dakikadan sonra sizde bir bekleyiş… Ama sorguyu yapan polisi bir daha görmüyorsunuz… bekliyorsunuz ki; Dillinger duysun, yakalasın ve dövsün ya da öldürsün o sevimsiz şişko polisi ama asla böyle olmuyor…  Ha bu sahneden çıkarılacak mesaj da oldukça anlamlı… Dillinger’i yakalamakla görevli FBI ajanı sorgunun şiddet uygulanarak yapıldığını gördüğünde buna engel oluyor ve yürüyemeyecek hale gelen kadını kucaklayıp lavaboya götürüyor...  Düşünsenize, zalim bir FBI ajanı, ‘insan hakları var kardeşim, böyle sorgu yapılmaz’  mesajını izleyicinin bilinçaltına gönderiveriyor. Biz de inandık ABD’de işkenceyle ifade almanın devlet siyaseti olmadığına!

 

Ve tüm bu kopukluklar, dağınıklıklar yine kopuk ve alâkasız, çok basit bir yakalanış operasyonu ve öldürülüş sahnesi ile  son buluyor film. İşte, “ne bu şimdi” diye kalakalıyorum sinema koltuğunda...  Bir de söyleniyorum yanımdaki arkadaşıma: ‘ne yani ya, bu nasıl basit bir yakalanış, nasıl basit bir final’ diye… Öyle ciddi bir söyleniyorum ki arkadaşım: ‘ ben mi yazdım senaryosunu, ben mi çektim filmi, ne bu tepki’ diyor... Bir daha benimle sinemaya gideceğini hiç sanmıyorum…

 

Çok zengin oyuncu kadrosu olmasına rağmen bol miktarda Johnny Depp kareleri ile sevimli, sempatik, karizmatik bir maçonun filmini izledim... Evet, Johnny Depp’den Dillinger karakteri ile film boyunca sempatik, rahat, alaycı ve esprili bir oyunculuk izliyorsunuz... Neredeyse doluluğa yakın bir sinema salonunda Dillenger’in, bana göre oldukça sıradan esprileri salondan birkaç kahkaha sesi yükseltmesine rağmen benim memnuniyetsizliğim sonucu ağzımı büzüp burnumu kıvırmama sebep oluyordu...

 Velhasıl, zengin oyuncu kadrosu ve oldukça detay olmasına rağmen ve de çok yüzeysel anlatım olması filme gerekli kanı sağlayamamış…Christian Bale’nin ise eğreti, sönük ve ezik oyunculuğuna hiç değinmiyorum...   

   Kısaca; son zamanlarda nitelikli ve sinema tadında  filme hasret kalmış izleyiciler olarak izlenmesi gereken bir film denilebilir, hepsi bu…

                                                                      Bestenegâr

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !